Haber365 Ana Sayfa » Yaşam » Dünden Bugüne Türk Mafyası

Dünden Bugüne Türk Mafyası

Dünden Bugüne Türk Mafyası
27.10.2010 Çarşamba 12:36
Bu Habere 2 Yorum Yapıldı
Bu Haber 48785 Defa Okunmuştur
Televizyon dizilerinden sinemalara son dönemin en çok öne çıkan tipleri modern kabadayılar olan mafya babaları. Peki, bu insanların geçmişi nereye dayanıyor? İşte kabadayılıktan mafyalığa geçiş öyküsü:

Türkiye’de son yıllarda özellikle Deli Yürek, Kurtlar Vadisi ve son dönemde Ezel gibi dizilerde mafya babası, kabadayı gibi tiplemeler canlandırılıyor. Mafya babası, kabadayı ya da serseri diyebileceğimiz insanların her zaman ve her ülkede kendine göre bir şekil aldığını söyleyebiliriz. Geçmişte Osmanlı’da bu tip insanların oluşturduğu kesimler kendi içinde bir geleneğe sahipti. Osmanlı’da kabadayılık, külhanbeyliği ve kopukluk olarak adlandırılabilecek bu insanlar günümüzün mafya babası, çete reisi ya da serserisine yakın karşılıklara sahipti. Ama kesinlikle aynı değildi.

Modern hayatın ve kapitalist anlayışın dünyanın her yerinde hakimiyetini ilan etmesiyle birlikte geçmişin kabadayılığı ya da külhanbeyliği de şekil ve içerik değiştirdi. Artık bu insanlara kabadayı denmediği gibi Osmanlı’da kabadayı olarak isimlendirilen insanlar gibi de davranmıyorlardı.

Kurtlar Vadisi dizisinin ülkemizde yıllardır reyting rekorlarını kırması,  belki Ezel dizisindeki Ramiz Dayı karakterinde kendini bulan o kendine has duruşu bulunan kabadayıvari tipleminin insanımızda oldukça kabul görmesi geçmişin bu kavramlarını yeniden ele almamızı sağladı. Tabi bu kavramları bugüne yansıyan şekliyle ele almak gerektiğini söylemeye gerek yok.

Osmanlı toplumunda çok farklı ve zengin toplumsal sınıflar vardı. Tabi bunun sokağa yansımaları da oluyordu. Sokağın da tabiri caizse kendine göre sınıflara ayrılmış insanları vardı. Bunlara genel olarak serseri deniyordu. Serseri kelimesi Farsça kökenli bir kelime olmakla birlikte genel anlamda "belli bir işi ve yeri olmayan başıboş (kimse), kabadayı, hayta" gibi anlamlara geliyordu. Gelin külhanbeyi, kabadayı, kopuk, hayta gibi isimlerle adlandırılırdan bu serseriler grubunu daha yakından tanıyalım.

Hamamda büyüyen genç serseriler: Külhanbeyleri

Evsiz olduklarından hamamların külhanlarında (ateş ocakları) yatıp kalkanlara Külhanbeyi deniyordu. Giysileri ve kullandıkları dil kendine hastı. Çapkın, her türlü edepsizliği yapabilecek yaratılışta olan kimse, baldırı çıplak grubundan insanlar olarak görülüyorlardı.

17. yüzyıl İstanbul’unda başlayan külhanbeyliği geleneğinde kimsesiz ve başıboş gençler külhanbeyi olarak yetişirdi. Külhan bu işin mektebi kabul edilirdi. Külhana girmek içinse yetim olmak ve bir sınavdan geçmek gerekiyordu. Anasız babasız olmak, hiçbir aile bağının olmaması tercih sebebiydi. Külhana girmek için 15 yaşını doldurmak gerekliydi. 23 yaşına yaşına kadar külhanda kalan bu gençler daha sonra kendilerine uygun işlere yönelirlerdi.

Külhana kabul edilen gençlere buraya ait dil, bugünün söyleyişle jargonu öğretilirdi. Bazen bu jargonu kullananların ne dediğini anlamak imkansızlaşırdı. Argo tabirlerin kullanıldığı bu dilde, "baba, külhancı" "ocak yöneticisi"; "çamur" "ziyafet" demekti, "darphane" "kumar"; "sermaye" ise "kadın", "sucuk" "zengin" le aynı anlama geliyordu. Bunun yanında "ağı delme" "kaçma"; "soğan doğrama" "zaruri yiyecekleri aşırma" anlamında kullanılan özel deyimler vardı. "Su yolunda uykuya yatmak" ise "sokakta kendine bir iş bulmak" demekti.

Külhanbeylerinin kendilerine has giyimleri de vardı. Bunlar başlarına sıfır kalıp siyah fes, sırtlarına altından sakız kuşağı görünen camadanvarî yelek, yardan ayrıldım biçiminde yakası büzmeli siyah gömlek, bacaklarına bol paçalı pantolon, ayaklarına da arkası basık yumurta ökçeli kundura giyerlerdi.

Mahallenin Saygın Delikanlıları: Kabadayılar

Osmanlı’da hemen her mahallenin saygın sayılabilecek delikanlıları vardı. Bunlara kabadayı denilirdi. Ama kabadayılığı özellikle külhanbeyliği ile karıştırmamak gerekiyor. Çünkü kabadayılık aleminde külhanbeyleri makbul sayılmaz, hatta kabadayılar birbirlerini küçültmek için külhanbeyi derdi.

Kötülükten uzak duran, yiğit, iyi yürekli, yardımsever insanlar olarak bilinirdi kabadayılar. Bugünkü dizilerde iyi gibi gözüken, mafyavari ama hala yiğitliğini ve iyi yürekliliğini koruyan tiplemeler biraz kabadayılıktan alınıyor aslında. Dönemin Osmanlısı’nda kabadayılar, kendilerini mahallenin düzenini sürdürmekten sorumlu sayarlar, sorunları çözmeye çalışır, özellikle kızları ve kadınları ayaktakımının kaba davranış ve tacizlerinden korumaya çalışırlardı. Gençlerin meyhane ve kumarhanelere gitmelerine de engel olurlardı. Mahalleyle çok iyi ilişkileri vardı, hatta zenginler ve eşraf kabadayıları gerektiğinde korur kollardı.

Kendilerine "külhanbeyi" denilmesinden ödleri kopan bu adamlar cahil ama terbiyeli, zevkli, iyi giyinen hatta iyi terzilerden giyinen adamlardı. Yanlarında silah olarak ‘saldırma’ taşırlardı. Dost meclislerinde içki de içen bu adamlar asla sululuk yapmaz, kendilerini kaybedip çevreye zarar vermezlerdi. Aynı zamanda sportif adamlardı kabadayılar. Hatta bu gerekliydi, çünkü eğer mahallelerinde nam salmak istiyorlarsa, şöhretli bir kabadayıyla –bugünkü tabirle- kapışıp mağlup etmeleri gerekiyordu. Ama kabadayılar aynı zamanda tevazu sahibi insanlar olarak da bilinirdi. Hatta herkesin hava atmak için fırsat kolladığı günümüzün aksine asla icraatlarını ortaya dökmez, kendilerini övmezlerdi. Yeri geldiğinde bir dava ya da kadın uğruna kavga eder, birbirlerine kabadayılık alemine has raconlar keserlerdi.

İstanbul’un en ünlü kabadayıları arasında Azapkapı iskelesinde sandıkçılık eden Arap Reyhan Ağa, Haddehaneli Kel Eşref, Kasımpaşalı Hüsnü, Matlı Mustafa, Mirasyedi Necim, Arap Abdullah ve 1909'da bir ara Büyükada'da baskomiserliğe tayin edilen Sarraf Niyazi, bu âlemin önde gelen ünlü kabadayılarındandı. 

Bugünkü Çetelerin Ataları: Kopuklar

İşsiz güçsüz İstanbul serserilerinin belki de en tehlikeleri kopuklardı. Bugünkü sokak çetelerinin  ataları da diyebileceğimiz kopuklar arasında o dönemin kozmopolit yapısına uygun olarak, her mezhep ve milletten adam olurdu. Bunlar okuldan atılmış, ailesinin artık bıktığı tiplerdi. İstisna olarak mirasyedi tipler de aralarında oluyordu. Kopuklara göre sarhoşluk, kumarbazlık, yalancılık, sahtekârlık dolandırıcılık, dalaverecilik, silâh zoruyla soygun yapma gibi kötü fiillerin tamamı iyi sayılırdı.

Kopukların kendilerine has bir modası vardı. Kravat kullanmaz, kuşaksız gezmez, ceketlerinin kollarını giymeyip ‘kartal kanat’ denilen omuza alarak gezerlerdi. Yine kendilerine has bir yürüyüşleri bulunur, adımlarını açık atar, kollarını serbest sallar, kuvvetli bir şekilde yürürlerdi. Bunların her zaman yanlarında silah bulunuyordu. Ceketlerinin sol tarafında kama ve bıçak taşır, yanlarında altı patlar, kurşunlu baston, lobut gibi silahlar bulundururlardı. Dönemin polis kuvveti zabıtayı hiç sevmez ama birbirlerini tutarlardı. En çok hapse girenler daha fazla itibar görür, geçmişteki vakalarını anlatırlardı. Gönül eğlendirmek için en aşağılık yerlere dolup çıkarlardı.

İstanbul’un meşhur kopukları arasında Kavanoz Mehmet, Kampana Ahmet, Seyrek basan Osman, İskete Hakki, Yumurta Hüseyin, Çiroz İzzet, Kırık Salih, Palabıyık Sarkış, Dertli Şevket, Raconcu Cafer, çıplak Istrati, Parmaksız Yorga, Kilefteci Ilga gibi isimler bulunurdu.

Osmanlı’da ister külhanbeyi, ister kabadayı, isterse de kopuk olsun hepsi asalak bir yaşam tarzına uygun hayat sürürler hatta bu anlayışı hayatlarının olmazsa olmaz bir parçası ve temel raconu sayarlardı.

Kabadayılardan Bugünün Mafya Babalarına

Külhanbeyleri ya da kabadayıların raconlarıyla bugünün mafya babaları ya da çete üyelerinin raconları arasında çok büyük farklar bulunur. Günümüzün mafya babalarının yozlaşmış, menfaatine düşkün, toplumun ortak kaynaklarını sömüren, çıkar sağlayan, yasadışı güç kullanan, ve toplumda kabul görmeyen suçlu profiline sahip olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Tabi bugünün bu serseri takımının bu noktaya gelişi yine tarihsel bir sürece dayanır. Kabadayılar, silah taşıma, gerektiğinde tokat ya da yumrukla dövüşürken, zamanla silah taşımaya, insanlara saldırmaya ve kötü alışkanlıklar edinmeye başlamıştır. Zamanla halkın içine korku ve panik salar hale gelmiş ve toplumun düzenini bozar hale gelmiştir. Daha çok dilenerek hayatlarını sürdüren külhanbeyleri ise zamanla dilenmek yerine zor kullanıp haraç alıp, gasp ve soygun yoluyla para kazanmaya başladılar. Sonuç olarak kopuklarla birlikte kabadayılar ve külhanbeyleri de Osmanlı için tam anlamıyla bir asayiş sorunu oldular. Bu insanların olduğu yer bir anlamda İngiltere’deki meşhur ‘Hyde Park’ örneğine benzer bir hal almıştı.

Zamanla kapitalist toplum yapısının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kendisini hissettirmesi Osmanlı’nın bu serseri güruhunun çeteleşmesine ve mafyalaşmasına yol açtı.
Rant büyüdükçe daha organize hareket edip, mafyalaşmaya doğru evrildiler. Hatta devlet içindeki kimi çıkar grupları ve derin yapılanmalarla işbirliğine gidip, önemli suç örgütleri haline geldiler.

Son Dönemin Mafya Babaları

Türkiye’nin son 30 yılı içerisinde ünlü mafya babaları varlığını sürdürdü. Hatta bunların hayatlarından örnekler bugün Kurtlar Vadisi gibi filmlerde sunuldu. Hasan Cevahir, Hasan Heybetli, Dündar Kılıç, Kürt İdris gibi isimler özellikle 70’li ve 80’li yılların mafya babaları olarak anıldı. 70’li yıllarlın sağ-sol çatışmasına uygun olarak mafya babalarının da kendilerine bu döneme uygun jargon seçtikleri ya da bu kesimlere yakın hissettikleri oldu. Bu haliyle mesela Dündar Kılıç, kendini sol kesime yakın hissetmişti. Hatta Kılıç, kendisini daha çok bir ‘kabadayı’ olarak görüyor ve mafya babası denmesinden pek hoşlanmıyordu. Bir röportajında, ‘‘Bütün dünya ülkelerinde, bilhassa demokrasi ülkelerinde mafya teşkilatları vardır. Türkiye'de de vardır, ama mafya kimdir, işte bu tartışılır. Mafya bir teşkilat olayıdır. Mafyanın Meclis'te milletvekilleri olur, bakanları olur, polis müdürleri olur, her kesimi, hatta fahişeleri bile olur. Bu teşkilatlara sahip olan insanlardır mafya. Ama kabadayılar halkın bağrından kopmuştur. Bu kelime yıllardır rahatsız ettiği halde yine de halka hizmet ve emek verdiğimiz için mutluyum.’’ demişti.

65 yaşında hala evsiz, barksız olduğunu ve ömrünün bu deminde hala mahkum kadrosundan, temizlik ve yemek işlerine baktığını anlatan, 70’li yılların büyük mafyalarının yanında ömrünü tüketmiş Yandım Ahmet (Ahmet Barıştı) ise verdiği bir röportajda kendi hayatını gençlere örnek gösterip, “Çocuklarımın, torunlarımın yüzüne bakmaya utanıyorum. Belki gençler benim bu yaşadıklarımı okur ve kendi hayatları için ders çıkarır. Güçlü olmak için girilen yeraltı dünyasının insanı nasıl güçsüzleştirdiğini görürler. Kendi hayatlarında benim düştüğüm hataları tekrarlamazlar. Silaha, Kurtlar Vadisi’ne özenmezler. Keşke, tüm bunları yaşamadan önce ufak bir sermayem olsaydı da, ailem ve çocuklarım için namuslu bir tezgah kurabilseydim. Yanlış tercihlerle bugünlere geldim. Hayatımın böyle olmasını istemezdim. Canını yaktığım insanlar her gece rüyama giriyor. ” diyerek yaşadıklarını özetliyor.

Tüm bunların yanında halen hapis cezasını çeken ünlü mafya babalarına da kısaca değinmek gerekiyor. Bunlardan önce belki son dönemin en kilit isimlerinden Abdullah Çatlı’yı da hatırlatmak gerekiyor. Derin devlet için onlarca kirli eyleme imza atan Çatlı, son olarak Balıkesir’in Susurluk ilçesinde geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş ve ardında hem mafya alemine hem de derin devlete ait onlarca sır bırakmıştı.

Son dönemin ünlü mafya babalarından Alaattin Çakıcı ise bu hayata tombalacı olarak başlamıştı. Ardından onun da derin devletle ilişkileri oldu. Çakıcı halen hapiste kesinleşmiş cezasını çekiyor.

Mafya babası mı yoksa bir çete olduğu mu hep tartışılan Nuriş Kardeşler de, derin devletle ilişkiye geçmişti. Nuriş kardeşlerin Uşak cezaevi isyanı sırasında halen Ergenekon tutuklusu olan Tuğgeneral Veli Küçük’ün talimatlarını yerine getirdiğine dair kanıtlar ortaya çıkmıştı.

Son olarak Ergenekon davasıyla ilişkili olarak halen hapiste bulunan Sedat Peker de, bu tip mafya babalarına bir örnek verilebilir. Sedat Peker’in de derin devlet organizasyonlarıyla işbirliği içinde olduğuna dair kanıtlar bulunduğu ifade ediliyor.

Sonuç olarak, bugün televizyonlarda gösterilen ve gençlerin özendiği mafya aleminin ve bu alemin ‘baba’larının hayatlarının sağlıklı bir toplum yapısı için iyi örnek teşkil etmediği ortada. Osmanlı’nın yozlaşmamış ve kapitalizmin hayatın her alanını bir rant ve kar alanı olarak görmediği kentin nispi olarak masum kabul edilebilecek kabadayıları ile bugünün mafya babaları arasında tabiri caizse dağlar kadar fark olduğunu kabul etmek gerekir.

İşte geçmişten günümüze Türk mafya babaları;



Kaynak: haber365 / SAVAŞ ATEŞ
Advertorial
Anahtar Kelimeler
Bu Habere Oy Verin
Toplam 2 Ziyaretçi, Ortalama 9 Puan verdi.
Bu Habere Yorum Ekle
  • Misafir
    07.12.2013 00:51
    murat yıgıt
    hüseyin basaktanda bahsedilmis mustafa kefeliyi vurdu nihat akgünü oldürttü ve daha bir cok suc alattın cakıcı sedat sahin sedat peker vs dikilmedigi yok gibi
  • Misafir
    08.08.2012 14:55
    sadece türkiyede degil büyük kabadayilar avrupadada var
    Hic avrupada bulunan ve türkiyedede faaliyet gösteren mafya babalarindan konusulmamis.mesel almanya berlinde yasayan Bafrali Bülent lkabiyla taninan ve sedat sahine yakinligiyla bilinen Bülent Ertürk.Berlinde cinayet,insan kacirip fidye alma,silah ticareti,harac alma gibi suclardan 8 sene kalmis.hollanda,belcika ve almanyada toplam 4 kez daha cinayetten hkim karsisina cikmis ve beraat etmistir.avrupadaki ülkücü harektin önemli isimlerindendir.interpolün acikladigina göre avrupadaki en faal ve tehlikeli türk mafya babasi olarak biliniyor.